25 Şubat 2005 Cuma

Tabutlara Dublör Aranıyor

BANA dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!..

Gözünüz aydın olmasın ama, yılanın eceli geldi, bin yıllık ömrü tükendi. Eyvah!.. Artık herkese dokunmaya başladı.

Türkiye’nin şu haline bakın; acz içindeyiz, zavallıyız, acınacak durumdayız.

Bu ülkenin kırında açan bir beyaz papatyası, denizinde yüzen bir çıtır istavriti, gökyüzündeki uçan bir minik serçesi için kayıtsız şartsız ölürüm.

Bu ülkenin uğruna ölüm bir düğün olurdu…

Oysa şimdi ölmek; içimden hiç gelmiyor…

xxx

BU ÜLKEYİ el birliğiyle bunca zaman soyup talan etmedik mi? Rantını yemedik mi? Faizciğin üstüne yatmadık mı? Paramızı buruşturup, döviz bürolarına koşmadık mı? Tembellik, miskinlik yapmadık mı?

Bir kuruş fazla gelir elde etmek için, para destelerini gazete kağıtlarına sarıp banka banka kim dolaştı? Pazarlığa kim tutuştu? Çalışmadan kazanmadık mı?

Tapuda, gümrükte, karakolda, hastanede, okulda, belediyede rüşvet yemedik mi? Rüşvet vermedik mi? Avantayı, avantacıyı kollamadık mı?

Bu ülkenin sahillerini, hazine arazilerini, dağlarını,ovasını yağmalamadık mı? Tarih ve kültür miraslarını yok etmedik mi? Ormanlarını yakmadık mı?

Kuyrukta sıra beklemeyi uyanıklık saymadık mı? Kırmızı ışıklarda geçmedik mi? Vergi kaçırmadık mı? Bu ülkenin elektriğini, suyunu çalmadık mı? Bankalarını hortumlatmadık mı? Hortumcuyu, talancıyı, soyguncuyu baş tacı etmedik mi?

Haksız yere kollanmadık mı? Kollamadık mı? Kollanmayı üstünlük saymadık mı? Her işimizde bir torpil aramadık mı? Torpili güç saymadık mı? Ahlaksızlığı erdem saymadık mı?

Bütün bunlar okurken, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” demedik mi? Türkiye yok olurken, Türkiye biterken, Türkiye tükenirken kör, sağır, dilsiz kesilmedik mi?

Soygun ve talanda sıranın gelmesini beklemeye koyulmadık mı? Bir kıyısından da bu ülkeyi kemirmek için fırsat kollamadık mı?

xxx

TÜRKİYE Büyük Millet Meclisi, daha geçen hafta sonu , hükümet tezkeresini reddetmedi mi?

Bu oylamanın üstünden onlarca yıl mı geçti? Unutuldu da, yok varsayılmaya başlandı.

Tezkere oylama sonuçlarının açıklandıktan, daha birkaç dakika sonra yeni bir ikinci teskere tartışılmaya başlandı. Halkın iradesini eriten süreç başlatıldı.

Bu yüzsüzlüğün adı nedir? Bu ihanetin adı var mı?

Bu ülkeye ihanet ettikleri gerekçesiyle başbakanlar, bakanlar, fidan gibi gençler idam sehpalarına götürülmedi mi?

Türkiye’yi yedik, bitirdik, tükettik aslında biz yoktuk ki, nasıl varmış gibi davranalım…

Yılan dokunmadıkça var olduk…

xxx

İSKENDERUN Limanı hafta içinde daha da hareketlendi. ABD Savaş gemilerinin limandan ayrılmaları beklenirken yenileri demir atmaya başladı.

Limandan küçük askeri konvoylar çıkış yapar gibi göründü, sonra vazgeçildi. Araçların kontakları sık sık çevrildi, motorlar çalıştırıldı.

Küçük araç konvoyları birkaç kez nizamiye kapısı yöneldi. Liman sonra yeniden hareketsizliğe büründü. Merakla beklenmeye geçildi.

İncirlik’te uçaklar kalkıp inmeye başladı. Herkes F16’ların nereye yöneldiğini herkes birbirine sordu. ABD Savaş uçaklarının gürültüsüne alışıldı.

Karayolunda seyderen, aralarında ABD Büyük Elçiliği’nde iki ataşenin de bulunduğu bir grup askeri personel izinsiz seyrettikleri için geri döndürüldü. Büyük bir pişkinlikle ‘izin alıp tekrar geleceğiz” denildi.

xxx

ONURUN bedelini ödemeye sıra gelince gevşedik.

Kuzey Irak’ta iki CIA ajanının yaptığı provokasyona yutulduk.

Radikal Gazetesi,‘ABD’nin bir bildiği mi var?’ başlığını manşete çıkarmış. Bu başlık ‘Bilmediğimiz çok şey mi var?’ diye de verilebilirdi.

Aslında herkes her şeyi çok iyi biliyor.

Eğer, kuzeyde cephe açılmazsa savaşın maliyeti 400 milyar dolar daha artacak. Paradan da önemlisi, savaş kurmaylarının hesapladığı yüzde 11 insan kaybı, yüzde 34’e yükseliyor.

Bando ile giden ABD gençlerinin, tabutla dönmesi, Bush’a Vietnam kabusunu yaşatıyor. Filmin bu son karesindeki, kabus sahnesi Bush’u sindiriyor.

Türkiye’de şimdi bu tabutları dolduracak dublörler arıyor.

Bu ülkenin tek bir beyaz kır papatyası için kayıtsız şartsız ölürüm.

Bu savaş için asla, ama asla…


24 Şubat 2005 Perşembe

Behiç Günalan Hakkında


İstanbul’da 1952 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1973 yılında gazeteciliğe başladı. İstanbul, Erzurum, Bursa ve son olarak Edirne’de görev yaptı. Doğan Haber Ajansı Büro Şefliği görevini sürdürürken, emekli oldu. Halen serbest gazetecilik yapıyor.

Fotoğrafa ilgisi gazetecilik mesleğiyle birlikte başladı; ilerleyen yıllarda haber fotoğrafçılığından, sanatsal fotoğrafa yöneldi. 1988 yılından beri Edirne’de yaşıyor. Edirne’nin tarih, kültür ve doğa zenginliği, içindeki fotoğrafçıyı en fazla kışkırtan etken oldu. ‘ Fotoğraflar Yaşlanmaz’ adını verdiği ilk kişisel fotoğraf sergisini 1995 yılında Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi salonunda açtı. Bu sergiyi toplam 8 kişisel sergi izledi; biri Bulgaristan’da olmak üzere çok sayıda karma sergiye katıldı. Dia ağırlıklı çalışıyor. Yapıtlarını yüzlerce gösteride fotoğraf severlerle paylaştı; fotoğrafları çeşitli yayınlarda yer aldı. Fotoğraf yarışmalarında birincilik dahil, çok sayıda ödül ve sergileme kazandı, Fotoğraflarının büyük bir bölümü, Kültür Bakanlığı yayınlarının da aralarında bulunduğu nitelikli ve saygın fotoğraf kataloglarında yayınlandı. Çalışmalarını internet ortamında da sergiledi.

Bir sivil toplumcudur. Çok sayıdaki sivil toplum derneklerine üyeliklerinin yanı sıra, Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği ve Trakya Gazeteciler Derneği’nin uzun dönem başkanlıklarını yaptı. Halen her iki derneğin onursal başkanıdır.

Trakya Üniversitesi, Halkla İlişkiler, Serigrafi ve Grafik bölümlerinde fotoğraf dersleri veriyor. Ayrıca Radyo Televizyon bölümünde de uygulamalı meslek derslerine giriyor. Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nde başladığı fotoğraf eğitmenliğini, Trakya Gazeteciler Derneği’nde de sürdürüyor.

‘ Sonsuz Gurur’ adında bir şiir kitabı var. Son olarak Enver Şengül ile birlikte ‘Ufukların Tacı Selimiye’ adlı biralbüm kitap yayınladı. Behiç Günalan, sürekli
sarı basın kartı sahibidir, evli ve iki çocuk babasıdır.