9 Ekim 2007 Salı


Bir Zamanların Hilton Oteli

RÜSTEM PAŞA’NIN PAYITAHTAKİ GÖZDESİ;

RÜSTEMPAŞA KERVANSARAYI


Saray Bosna’da, Dinar Alpleri eteklerinde bulunan Sarajevsko Polje kasabasının köylerindeki bir evde dünyaya geldiğinde, onu, kaba, kıllı bir abayla kundakladılar. Adına Çigala denildi.
Yakın çevresi onu Çilagiç olarak çağırıyordu.

Hırvat asıllı babası, her fırsatta içki içen biriydi; ondan çok küçük yaşlarda
dayak yiyerek, horlanıp azarlanarak büyümeye başlamıştı.
Yediği tekmelerden bacakları hep morluklar içindeydi.

Çigaliç, dünyaya geldikten bir süre sonra ağaçtan düşerek
sakat kalan ağabeyinin durumundan sorumlu tutuluyordu.
Babası, onun aileye uğursuzluk
getirdiğine inanıyordu.

Çigaliç Opukoviç’in kalın kıllı bir abaya kundaklanarak başlayan yaşamı, çok küçük yaşlarda çileli bir hayata dönüşmüştü. Çile vaat eden yaşamına işte böyle başladı.


RÜSTEM PAŞA’NIN DÖNEN TALİHİ

Dokuz yaşına vardığında güneşli bir Haziran günü , kaderini değiştirecek olan şans denen şey, ilk defa hayatının kapısını çalmıştı. Sarajevsko Polje’ye giren üç Türk atlısı çevre köylerde heyecan yaratmış, onlarla birlikte kasaba şenlenmiş, bir hareketlilik başlamıştı.

Atlılar, davul zurna eşliğinde halka seslenerek, iki erkek çocuğu olan herkesi, 8 yaşından büyük 18 yaşından küçük oğlancıklarını devşirilmek üzere kilise meydanına
getirmeye davet ediyorlardı.

Babasının ite kaka, adeta sürükleyerek getirdiği Çigaliç; devşirme ağasına ait girdiği çadırdan, o güneşli haziran günü Osmanlı sarayı için devşirilmiş bir oğlan olarak çıktı.

Yayabaşı’nın , kara kaplı kalın defterine Rüstem adıyla kaydedildiğinde,
tarihler 26 Haziran 1509’u gösteriyordu.
Rüstem’in çıplak ayakları o gün ilk kez papuç görmüştü.

İşte bu Rüstem, daha sonra Osmanlı sarayının dönen entrikalarında
Hürrem Sultan’ın yanında yer alarak, onun güvenini kazanmayı başaracak,
dahası yine onun kollaması altında kızı Mihrimah Sultan ile evlenip,
Kanuni Sultan Süleyman’ın hem damadı , hem de veziriazamı olacaktı.

Artık o, imparatorluğun en parlak, en görkemli, en güçlü döneminde sadrazamlığa kadar yükselen biriydi; kader, onu çile vaat ederek başlayan umutsuz bir hayattan, koca bir cihan imparatorluğunun kederine yön veren güçlü devlet adamı durumuna getirecekti.

Doğduğunda, kaba kıllı abayla kundaklanan bedeni, öldüğünde ipek kefenle sarınmış olarak son yolculuğuna çıkarken, kayıtlara Osmanlı tarihinin en varlıklı
sadrazamı olarak geçti.

Herhalde ikbal denen şey de; işte bu olmalıydı…

ZAMANININ HİLTON OTELİ

Edirne’nin Rüstem Paşa’nın hayatında önemli bir yeri vardır. Saraybosna’nın yoksul bir dağ köyünden devşirildikten sonra ilk hayatı Edirne’de başladı. Uzunca bir süre Kavak Meydanı’ndaki Eski Saray’da kalarak, burada eğitim aldı; medrese gördü.
Gelecekte damadı ve veziriazamı olacağı Kanuni Sultan Süleyman ile şehzadelik yıllarında burada karşılaştı; onun av partilerinde bulundu.

Rüstem Paşa daha sonra Edirne ile olarak duygusal bağını 1561 yılında Mimar Sinan’a yaptırdığı kervansaray ile ölümsüzleştirdi. Bu kervansaray onun Edirne’deki gözde eseri oldu. Rüstem Paşa Kervansaray’ı onun bu kente verdiği değeri gösteren görkemli bir yapıdır.

Avrupa ile geçiş yolunun kavşağında yer alan Edirne’deki Rüstem Paşa Kervansarayı için, zamanının Hilton Oteli denebilir; o dönemde bu yapı, daha çok ticaretle uğraşan
varlıklı kişilerin konakladığı önemli bir barınma merkezidir.

Günümüzde ise otel olarak kullanılan kervansaray iki katlıdır. Klasik Osmanlı mimarisinin örnekleri arasında yer alan yapı, avlulu hanlar planındadır.
Kervansaray iki bölümden oluşur. Büyük dikdörtgen avlunun bulunduğu yer büyük han,
diğeri küçük han ya da deve hanı olarak adlandırılır.

Dikdörtgen avlunun çevresinde iki kat halinde 102 oda yer alır.
Katların avluya bakan yüzleri revaklıdır. Uzun kenarlarda karşılıklı olarak yukarı çıkılan merdivenler vardır. Üst kat pencereve kapı kemerlerindeki süslemeler ilginçtir.
Büyük avludaki altı şadırvan, üstü mescit olan yapı
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda yıkılmıştır.
Ön cephelerde ise 21 dükkan yer almaktadır.

Yakın geçmişte Edirne ve çevresinde üretilen ipek böceği kozaları burada pazarlanıyordu.

Rüstempaşa Kervansarayı 1972 yılında restore edilerek otel haline getirilmiş, Ertan Çakırlar’ın projelendirdiği başarılı restorasyon, bu tarihi yapıya 1980 yılında da Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmasının yolunu açmıştır.

AĞA HAN MİMARLIK ÖDÜLÜ

Ağa Han Mimarlık ödülleri 1977 yılından beri Ağa Han tarafından İslam Kültürü'nün mimarlıktaki anlatımlarını anlamak ve değerlendirmek üzere veriliyor.

Bunu gerçekleştirmek için modern mimari, sosyal yerleşme, kalkınma, restorasyon, yeniden kullanım ve bölge koruma, peyzaj ve çevreye ilişkin projeleri kapsayacak şekilde mükemmel mimari örneklerini bulma ve tanıma yolu izleniyor.
Seçim sürecinde insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarından başka, kültürel ve manevi beklentilerini de sağlayan mimari örnekler üzerinde duruluyor. Yerel kaynakları ve uygun teknolojileri kullanan yapı programlarına ve projelere özel ilgi gösteriliyor. Üç yılda bir düzenlenen mimarlık ödülleri, İsmaili mezhebinin büyük bir servete sahip dini önderi olan Ağa Han başkanlığındaki bir komite tarafından yönetiliyor. Toplam 500.000 $ değerindeki dünyanın en büyük mimarlık ödülleri her üç yılda bir bağımsız bir jüri tarafından belirlenen tasarımlara veriliyor.

Müslüman ülkelerin ihtiyaçlarına ve gelişimlerine uygun projelerin desteklenmesi amaçlanan ödüllendirilmelerde yapının Müslüman bir ülkede tasarlanmış ve en az 1 yıl kullanılmış olma koşulu aranıyor.