<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984</id><updated>2011-04-22T02:58:29.384+03:00</updated><category term='FOTOGRAF HAKKINDA'/><category term='bgunalan'/><category term='DÜN BUGÜN YARIN'/><category term='hakkında'/><category term='ADRES IN'/><category term='EDİRNE YAZILARI'/><title type='text'>Nuhun Gemisi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>8</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-4606482999049835066</id><published>2007-12-23T15:51:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T01:01:00.303+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ADRES IN'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;NERON ÜLKESİ; KIYIKÖY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadim zamanlardan kalma, eski bir balıkçı beldesinde hafta sonunuzu geçirmeye ne dersiniz?&lt;br /&gt;Kırklareli’nin Vize ilçesine bağlı, Trakya’nın Karadeniz kıyılarında yer alan Kıyıköy’den söz ediyorum.&lt;br /&gt;Zamanın dışına çıkılan, orada kaldığınız sürece saat tik taklarının hiç bir anlam ifade etmediği bu şirin balıkçı kasabasının keyfini çıkartmak için, doğrusu tek bir hafta sonu da yetmez.&lt;br /&gt;Bu güzelliği bir kez keşfettiniz mi; artık bir Kıyıköy tiryakiliği başlayacak, her fırsatta otomobillerinizin yönü, bu beldeye doğru defalarca yönlenecek demektir.&lt;br /&gt;Trakya valisiyken Neron’un bile, o zamanki adıyla Salmidoses’e çoğu zaman sayfiyeye gelirmiş.&lt;br /&gt;Tarihi, doğası ve lezzetli deniz ürünü çeşitlerinin yanı sıra, bu şirin belde fotograf meraklıları için de müthiş konu zenginlikleri içeriyor.&lt;br /&gt;Yaz ve bahar aylarında pırıl pırıl denizi ve kumsalı ile dere boylarındaki salkım söğütler altında piknik yapmanın da bir hafta sonu seçeneği olarak, sizi beklediğini bu soğuk kış günlerinde unutmadan hatırlatmış olalım.&lt;br /&gt;Antik çağlardan, günümüze kadar gelen bir yerleşim merkezi olan Kıyıköy’ün; en büyük özelliği doğa ile tarihi birbiriyle buluşturmasıdır.&lt;br /&gt;Papuç ve Kazan derelerinin arasında yükselen bir tepede yer alan Kıyıköy, mavi ile yeşilin iki sevgili gibi ele ele tutuştuğu bir yerdir.&lt;br /&gt;Karadeniz’in dalgalarına hafif yüksek tepeden bakan Kıyıköy’ün girişindeki kemerli saray kapı, günümüze kalan bir Bizans eseridir. Kıyıköy’ün çevresinde Salmidoses’tan kalma sur kalıntılarına rastlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Salmidoses, ileriki yüzyıllarda nasıl olmuş, kim nasıl yakıştırmış bilinmiyor ama, Midye adını almış.&lt;br /&gt;Balkan Savaşı’ndan sonra, yerlerinden yurtlarından edilen Selanikli Türkler’in yerleştirildiği bu şirin balıkçı kasabası, yakın zamanlara kadar Midye adıyla anılırken,&lt;br /&gt;ona günümüzde Kıyıköy denilmeye başlanmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepeden bakınca, kendinizi üstünde kanat çırpan martı gibi hissettiğiniz balıkçı limanı, eski zamanlarda Karadeniz’in hırçın dalgalarından kaçan korsan teknelerinin sığındığı bir doğal bir limanmış.&lt;br /&gt;Bu küçük koy, şimdi Kıyıköylü balıkçıların yanı sıra, Sarıyerli balıkçıları da sezon boyunca ağırlıyor.&lt;br /&gt;Açık denizlerde avlandıktan sonra bu limana demirleyen alamanalardan indirilen mevsimine göre palamut, kalkan, kalkan, mezgit, tekir, barbunya, karagöz, hamsi balığı ile derelerde tutulan kefal ve alabalık çeşitlerini, hemen tepede yer alan salaş balıkçı restoranlarında taze taze afiyetle yiyebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bu mevsimde de bence yapılacak en güzel şeylerin başında gelir.&lt;br /&gt;Yaz aylarında ise Papuçdere’nin kavisli akışıyla oluşan, Fethiye’nin ünlü Ölüdeniz kıyısındaki Kumburnu’na benzeyen, dairesel kumsal, deniz severlerin akınına uğruyor.&lt;br /&gt;Erik ve badem ağaçlarının çiçek açmaya başladığı bahar aylarından itibaren bu derede kiralayacağınız sandallarla gönlünüzce gezinebileceğiniz gibi, meraklıları da isterlerse tatlı su balıkları için oltalarını atacak sakin ortamları bulabilirler.&lt;br /&gt;Sadece fotografçılar değil resim yapmak, şiir ve roman yazmak gibi sanatsal uğraşılarla uğraşanlar da, taze kır kokusu içinde, suların esintisiyle seripleyip, kuşlarının cıvıltısı dinleyecek dingin ortamları bulabilirler.&lt;br /&gt;Kıyıköy’e hangi mevsim gidilirse gidilsin, önüne kadar otomobille ulaşabileceğiniz Aya Nikola manastırını mutlaka görüp gezmelisiniz. Hakkında pek bilgi bulunmakla birlikte günümüzde kaderine bırakılan manastırın kayalara elle oyularak yapıldığı tahmin ediliyor.&lt;br /&gt;Manastırın içinde bulunan Kanlı Havuz ile ilgili olarak da, halk arasında bir söylenti dolaşıyor.&lt;br /&gt;Bu söylentiye göre; Hıristiyan din adamlarınca yargılanıp suçlu bulanan kimseler, bu havuzda boğularak öldürülürmüş. Kanlı havuz adı da işte buradan gelmekteymiş.&lt;br /&gt;Aya Nikola Kaya Manastırı’nın 6’ıncı yüzyılda Jüstinyen döneminde yapılan, önemli bir yapı olduğu biliniyor.&lt;br /&gt;1990 yılından beri SİT alanı ilan edilen Kıyıköy’de sadece gönüllü bir bekçi tarafından korunan bu kaya manastırı, biraz bakım ve tanıtımı yapıldıktan sonra yöreye çok büyük bir turizm potansiyeli kazandırabilecek gücü kendisinde barındırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIYIKÖY HAKKINDA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıtırdak buzları ince bardaklara koy!&lt;br /&gt;Üzerine üç parmak rakı ekle, biraz da su… Hafif dumanlanarak beyaza kesen rakının baygın kokusu; mangalda kömür ateşinde pişmiş lüferin iştah açıcı kokusuyla sarmalansın… Yüzünü Karadeniz’in, akşam esintisiyle mavileşen sularına dön. Gökyüzünde dolunay olsun, kavun sarısı… Kah bulutların ardına gizlesin kendini, kah ortaya çıkıp şavkını sulara salsın ipil ipil…&lt;br /&gt;Beyaza kesik buzlu rakıdan bir yudum al; istersen sevgilinin lacivert gözlerinde aşk yorgunu yüreğini dinlendir, istersen limandaki deniz fenerinin yalnızlığını düşün…&lt;br /&gt;Uzaklarda bir gramofon çalınmayacak kuşkusuz; ne Münir Nurettin’i, ne Hamiyet’i duyacaksın eski bir plaktan… Yine de gecenin tablosuna bir şarkı eşlik edecek bu kadım zamanlardan kalma balıkçı köyünde, o şarkılara da katılabilirsin içinden. Ne gam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NECATİ GÜNGÖR&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-4606482999049835066?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/4606482999049835066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=4606482999049835066' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/4606482999049835066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/4606482999049835066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/12/tarih-deniz-balk-neron-lkesi-kiyiky_23.html' title=''/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-3658537031936928962</id><published>2007-10-09T19:58:00.000+03:00</published><updated>2007-10-09T20:01:55.352+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDİRNE YAZILARI'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="right"&gt;&lt;br /&gt;Bir Zamanların Hilton Oteli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RÜSTEM PAŞA’NIN PAYITAHTAKİ GÖZDESİ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RÜSTEMPAŞA KERVANSARAYI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray Bosna’da, Dinar Alpleri eteklerinde bulunan Sarajevsko Polje kasabasının köylerindeki bir evde dünyaya geldiğinde, onu, kaba, kıllı bir abayla kundakladılar.  Adına Çigala denildi. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Yakın çevresi onu Çilagiç olarak çağırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvat asıllı babası, her fırsatta  içki içen biriydi; ondan çok küçük yaşlarda &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;dayak yiyerek, horlanıp azarlanarak büyümeye başlamıştı. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Yediği tekmelerden bacakları hep morluklar içindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çigaliç, dünyaya  geldikten bir süre sonra ağaçtan düşerek &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;sakat kalan ağabeyinin durumundan sorumlu tutuluyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Babası, onun aileye uğursuzluk&lt;br /&gt;getirdiğine inanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çigaliç Opukoviç’in kalın kıllı bir abaya kundaklanarak başlayan yaşamı, çok küçük yaşlarda  çileli bir hayata dönüşmüştü. Çile vaat eden yaşamına işte böyle başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RÜSTEM PAŞA’NIN DÖNEN TALİHİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokuz yaşına vardığında güneşli bir Haziran  günü , kaderini değiştirecek olan şans denen şey, ilk defa hayatının kapısını çalmıştı. Sarajevsko Polje’ye giren üç Türk atlısı çevre köylerde heyecan yaratmış, onlarla birlikte kasaba şenlenmiş, bir hareketlilik başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlılar, davul zurna eşliğinde halka seslenerek,  iki erkek çocuğu olan herkesi, 8 yaşından büyük 18 yaşından küçük oğlancıklarını devşirilmek üzere kilise meydanına&lt;br /&gt;getirmeye davet ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babasının ite kaka, adeta sürükleyerek getirdiği Çigaliç; devşirme ağasına ait girdiği çadırdan, o güneşli haziran günü Osmanlı sarayı için devşirilmiş bir oğlan olarak çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayabaşı’nın , kara kaplı kalın  defterine Rüstem adıyla kaydedildiğinde, &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;tarihler 26 Haziran 1509’u gösteriyordu.&lt;br /&gt;Rüstem’in çıplak ayakları o gün ilk kez papuç görmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu Rüstem, daha sonra  Osmanlı sarayının dönen entrikalarında &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Hürrem Sultan’ın yanında yer alarak, onun güvenini kazanmayı başaracak, &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;dahası yine onun kollaması altında kızı Mihrimah Sultan ile evlenip, &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Kanuni Sultan Süleyman’ın hem damadı , hem de veziriazamı olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık o, imparatorluğun en parlak, en görkemli, en  güçlü döneminde sadrazamlığa kadar yükselen biriydi; kader, onu çile vaat ederek başlayan umutsuz bir hayattan, koca bir cihan imparatorluğunun kederine yön veren güçlü  devlet adamı durumuna getirecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğduğunda, kaba kıllı abayla kundaklanan bedeni, öldüğünde ipek kefenle sarınmış olarak son yolculuğuna çıkarken, kayıtlara Osmanlı tarihinin en varlıklı&lt;br /&gt;sadrazamı olarak geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde ikbal denen şey de; işte bu olmalıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZAMANININ HİLTON OTELİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne’nin  Rüstem Paşa’nın hayatında önemli bir yeri vardır. Saraybosna’nın yoksul bir dağ köyünden devşirildikten sonra ilk hayatı Edirne’de başladı. Uzunca bir süre Kavak Meydanı’ndaki Eski Saray’da kalarak, burada  eğitim aldı; medrese gördü. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Gelecekte damadı ve veziriazamı olacağı Kanuni Sultan Süleyman ile şehzadelik yıllarında burada karşılaştı; onun av partilerinde bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüstem Paşa daha sonra Edirne ile olarak duygusal bağını 1561 yılında Mimar Sinan’a yaptırdığı kervansaray ile ölümsüzleştirdi. Bu kervansaray onun Edirne’deki gözde eseri oldu. Rüstem Paşa Kervansaray’ı onun  bu kente verdiği değeri gösteren görkemli bir yapıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa ile geçiş yolunun kavşağında  yer alan Edirne’deki  Rüstem Paşa Kervansarayı için, zamanının Hilton Oteli denebilir; o dönemde bu yapı, daha çok ticaretle uğraşan  &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;varlıklı kişilerin konakladığı önemli bir barınma  merkezidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde ise  otel olarak kullanılan kervansaray iki katlıdır. Klasik Osmanlı mimarisinin örnekleri arasında yer alan yapı,  avlulu hanlar planındadır. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Kervansaray iki bölümden oluşur.  Büyük dikdörtgen avlunun bulunduğu yer büyük han, &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;diğeri küçük han ya da deve hanı olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikdörtgen avlunun çevresinde iki kat halinde 102 oda yer alır. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;Katların avluya bakan yüzleri revaklıdır. Uzun kenarlarda karşılıklı olarak yukarı çıkılan merdivenler vardır. Üst kat pencereve kapı kemerlerindeki süslemeler ilginçtir.&lt;br /&gt;Büyük avludaki altı şadırvan, üstü mescit olan yapı &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda yıkılmıştır.&lt;br /&gt;Ön cephelerde ise 21 dükkan yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın geçmişte Edirne ve çevresinde üretilen ipek böceği kozaları burada pazarlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüstempaşa Kervansarayı 1972 yılında restore edilerek otel haline getirilmiş, Ertan Çakırlar’ın projelendirdiği başarılı restorasyon, bu tarihi yapıya 1980 yılında da Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazanmasının yolunu açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AĞA HAN MİMARLIK ÖDÜLÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağa Han Mimarlık ödülleri 1977 yılından beri Ağa Han tarafından İslam Kültürü'nün mimarlıktaki anlatımlarını anlamak ve değerlendirmek üzere veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu gerçekleştirmek için modern mimari, sosyal yerleşme, kalkınma, restorasyon, yeniden kullanım ve bölge koruma, peyzaj ve çevreye ilişkin projeleri kapsayacak şekilde mükemmel mimari örneklerini bulma ve tanıma yolu izleniyor.&lt;br /&gt;       Seçim sürecinde insanların fiziksel, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarından başka, kültürel ve manevi beklentilerini de sağlayan mimari örnekler üzerinde duruluyor. Yerel kaynakları ve uygun teknolojileri kullanan yapı programlarına ve projelere özel ilgi gösteriliyor.       Üç yılda bir düzenlenen mimarlık ödülleri, İsmaili mezhebinin büyük bir servete sahip dini önderi olan Ağa Han başkanlığındaki bir komite tarafından yönetiliyor. Toplam 500.000 $ değerindeki dünyanın en büyük mimarlık ödülleri her üç yılda bir bağımsız bir jüri tarafından belirlenen tasarımlara veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman ülkelerin ihtiyaçlarına ve gelişimlerine uygun projelerin desteklenmesi amaçlanan ödüllendirilmelerde yapının Müslüman bir ülkede tasarlanmış ve en az 1 yıl kullanılmış olma koşulu aranıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-3658537031936928962?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/3658537031936928962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=3658537031936928962' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/3658537031936928962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/3658537031936928962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/10/bir-zamanlarn-hilton-oteli-rstem-paanin.html' title=''/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-4203532057526589594</id><published>2007-09-29T22:11:00.000+03:00</published><updated>2007-09-29T22:14:24.252+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='EDİRNE YAZILARI'/><title type='text'>SELİMİYE CAMİİ</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;TAŞIN ŞİİRİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kentleri tanımlayan bazı yapılar vardır.&lt;br /&gt;Dünyada bu kentler o yapılarla birlikte anılırlar.&lt;br /&gt;Selimiye Camii de Edirne’nin bir alt kimliğidir; markasıdır, kentin genlerine kazınmış bir künyedir.&lt;br /&gt;Selimiye Camii, insan ruhunda bir yer çekimsizlik etkisi, bir alt üst oluş yaratır. Herhangi bir giriş kapısındaki kalın meşin perdeyi kaldırıp, içeri adım attığınızda; sessiz kocaman bir boşluğun içine düşer; savrulur, başka bir alemin iklimine sürüklenirsiniz.&lt;br /&gt;Burada çiçek açar, burada yaprak dökersiniz.&lt;br /&gt;Selimiye camii dipten, sonsuz bir zirveye yükseliş duygusudur.&lt;br /&gt;Işıktır, sestir, renk ve biçimdir.&lt;br /&gt;Uyumdur, estetiktir.&lt;br /&gt;Hüzündür, hazdır.&lt;br /&gt;Selimiye camii taşın şiiri, taşın şarkısıdır…&lt;br /&gt;Bakın ünlü edebiyatçımız Selim İleri Selimiye hakkındaki duygularını nasıl dile getiriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ Edirne’ye otuzbeş yıl önce gitmiştik. Günübirlik bir geziydi. Selimiye Camii’ni ziyaret ettiğimizi hatırlıyorum. Ama her şey öyle apar topar olmuştu ki, anlam derinliğine varamamıştım. Bu kez dış görünümüne vurulup kaldım. Yalınlığın görkeme dönüşmesini soluk soluğa özümsedim. Rüyalarıma gireceğini biliyorum artık.&lt;br /&gt;Bir yakınıma şöyle yazdım zaten:&lt;br /&gt;Yeniden orada Selimiye’nin kapısında duruyorum. Başım dönüyor… Başka bir hayatı, başka bir dünyayı bir insanın nasıl böyle hissettiğini sanki sezebiliyorum.&lt;br /&gt;İçimdeki alt üst oluşa, sessizliği nasıl getirebileceğimi kestiremiyorum.”&lt;br /&gt;Selim İleri&lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese iyi seyirler… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-4203532057526589594?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/4203532057526589594/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=4203532057526589594' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/4203532057526589594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/4203532057526589594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/09/selimiye-camii.html' title='SELİMİYE CAMİİ'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-1174016953343174388</id><published>2007-09-29T21:54:00.000+03:00</published><updated>2007-09-29T22:08:37.399+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirne Yazıları'/><title type='text'>MİS SABUNU</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yüz yıldan beri köpüğü sönmedi&lt;br /&gt;EDİRNE MİS MEYVA SABUNU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada ilk sabunu Mısırlılar, ilk kokulu sabunu ise Türkler yaptı. Türkler, sabuna gelinceye kadar doğal soda, süt kökü, kaşık otu ve kül gibi çeşitli maddeleri temizlik amacıyla kullanıyordu. Toplum hayatımızda ve temizlik kültürümüzde sabun kullanımının, onbirinci yüz yıldan itibaren yaygınlaşmaya başladığı görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı İmparatorluk coğrafyasında, Halep, Beyrut, Girit ve Ege kıyıları, sabun üretiminin önemli merkezleri arasında yer alıyordu. Ancak, onyedinci yüzyılda sabunculuktaki yeni bir gelişme, Edirne’yi günümüze kadar, kokulu meyva sabunculuğunun tek merkezi haline getirdi. Sabunculuk, Edirne’nin en önemli mesleği, halkın büyük bir bölümünün geçim kaynağı oluşturan sektör oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabun ustaları tarafından büyük titizlik ve özen gösterilerek, tek tek elle yapılan, misk, amber ve gül esansları katıldıktan sonra, her birine elma, armut, şeftali, limon, portakal, üzüm, incir, muz, çilek, kayısı, erik, kiraz gibi meyva biçimleri verilen sabunlar, giderek bir meslek olmaktan daha çok, Edirne’ye özgü, özgün el sanatına dönüştü. Edirne’nin Sabuni Mahallesi, işte bu yıllardan günümüze miras kalmış bir semtin adıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARAY KADINLARININ GÖZDE KOKUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya uygarlıklarında temizliğin simgesi olarak bilinen ve tanınan sabun, Edirne’de on yedinci yüz yıldan itibaren yeni bir kültürel kimlik kazandı. Her birine ayrı ayrı meyva biçimi verilerek yapılan kokulu meyva sabunları, Edirneli ustaların elinde artık yalnızca temizlik maddesi değil, aynı zamanda bir güzellik ve süslenme ürünü olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokulu meyva sabunları, önce Osmanlı sarayında büyük itibar gördü; padişah eşleri ve kadınlarının bu sabunlarla yıkanıp mis gibi kokmaları hanedanlığın bir ayrıcalığı oldu. Bu sabunlar, padişahın isteği üzerine İstanbul Topkapı Sarayı’na girdikten sonra, Osmanlı harem hayatındaki cariyeler arasında da büyük bir değer kazandı; saygınlığın ve beğenilmişliğin sembolü oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saray haremindeki cariyelerin de, padişah huzuruna çıkmadan önce, meyva biçimindeki kokulu sabunlarla yıkanmaları sağlanmaya başlandı. Haremağasının talimatı ile Sabuncu Başı tarafından kendisine meyva kokulu sabun verilen cariye; beğenilerek, padişahın huzuruna kabul edilmeye değer görüldüğünü anlardı. Böylece sabun alan cariye, huzura çıkmak üzere hazırlıklarına başlardı. Mevya Kokulu sabunlar, Osmanlı harem hayatında, bir dönem cariyeler arasında gözdeliğin işareti olarak kabul edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇEYİZ SANDIKLARININ GÖZDESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kokulu meyva sabunları, daha sonra Türk kültüründe padişah kızları da dahil, genç kızların çeyizlik sandıklarındaki değerli süs eşyaları arasında yerini aldı. İşlemeli hamam taslarının içine konulan kokulu meyva sabunları, gelinlik kızların çeyiz sandıklarında baş köşeye yerleşti.Bu gelenek,günümüzde çeyiz sandıklarına hamam tası koyma adetinin de kaynağını oluşturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİS SABUNUN ADLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne’de kısaca mis meyva sabunu olarak bilinen kokulu meyva sabunların iki yüzyıllık tarihi içinde çok çeşitli adlarla anıldığını görmekteyiz. Padişahların diğer ülkelerin hükümdarlarına gönderdikleri hediye sandıklarında önemli bir yer edinmesi nedeni ile kokulu meyva sabunlarının yabancı ülkelerde "Osmanlı Sabunu" olarak adlandırıldığı biliniyor. Misk, amber ve gül esanslarından kaynaklanan kokusu nedeniyle yaygın olarak “Mis Sabunu” olarak adlandırılan kokulu meyva sabunlarına sarayda gösterilen itibar nedeniyle de “Saray Sabunu” denilmiştir. Padişahların gözde hediyelik eşyaları arasında yer alan bu kokulu sabunun "Padişah Sabunu" olarak anıldığı söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİDEN CANLANDIRILDI&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;İki yüz yıllık meyva kokulu sabunculuğunun son geleneksel ustaları Edirne’ye 1905 yılında Selanik’ten göç eden Çamdere ailesidir. Edirne’ye 1905 yılında Selanik’ten göç eden Arif Çamdere 1945 yılına kadar, bu el sanatını sürdürmüştür.&lt;br /&gt;Arif Çamdere’nin ölümünden sonra, bu işi oğlu Arif Reşat ile eşi Emine Çamdere bu el sanatını yaşatmışlardır. sürdürmüştür. Arif Reşat Çamdere’nin 1992 yılında ölümünden sonra, mis meyve sabunu yapımcılığı da unultulmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;Bu unutulmaya terk edilen özgün el sanatı Edirne Valiliği, Trakya Üniversitesi Anadolu Meslek Lisesi’nin çabaları ile geleneksel yöntemlerle üretilmesi özendirilerek yeniden canlandırılması sağlanmıştır.&lt;br /&gt;Böylece, günümüzde Edirne’nin önemli hediyelik süs eşyası arasında yer alan, mis sabununun iki yüzyıllık sönen köpüğü yeniden kabarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Bu yüzyıla kadar,&lt;br /&gt;Edirne’de bir zamanlar, saray kadınlarının çeyiz sandıklarının koku veren tarihi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17.yy'da ise Osmanlı'da MİSK, AMBER, GÜL esansları katılarak imal edilen bu sabunlarımızın, çeşitli meyve şeklinde dönüştürülerek bir el sanatımız haline gelmesi, dönem padişahlarının diğer ülke başkanlarına gönderdikleri hediye sandıklarında, "çok önemli süs eşyası" olarak yer almasıyla "Dünya'nın ilk kokulu sabunu"nun dünya uygarlık tarihine girdi. Dünya uygarlık tarihinin ilk kokulu sabunları Edirne’de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzellik sabunu, o yıllar, sabunun cisiyet,I yoıktu. Mis kokusuyla breber, sabun dişileşti, kadısılaşrı. Saray kadınlarının temizlikten çok kokmak amcıyla mkuullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o yıllara kadar sabun bie tenizmlk ürünüydü; temizlik amacıyla kullanılırdı. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-1174016953343174388?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/1174016953343174388/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=1174016953343174388' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/1174016953343174388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/1174016953343174388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/09/mis-sabunu.html' title='MİS SABUNU'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-3635805065211470098</id><published>2007-09-29T17:05:00.000+03:00</published><updated>2007-09-29T17:11:11.965+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Edirne Yazıları'/><title type='text'>EDİRNE KÖPRÜLERİ</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;Edirne Köprüsü Taştan&lt;br /&gt;Sen Çıkardın Beni Baştan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüler Vadisi; Edirne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAŞ GERDANLIKLAR; KÖPRÜLER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne; Arda, Tunca ve Meriç ırmaklarının buluştuğu yerde kuruldu. Tarihteki ilk adı Orestia idi. Edirne’yi kucaklayan bu sular, yalnızca tarımsal bereketin değil, kültürlerin ve uygarlıkların da beşiği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyılarına, devletler, kentler kuruldu. Buralarda Roma, Bizans, Osmanlı uygarlıkları gelişti, su kültürüne dayalı yaşam biçimleri doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meriç, Tunca ve Arda belki binlerce yıldan beri akıyor. Bu sular, bir yandan Gala Gölü, Eğribük, Gölbaba gibi dünyanın sayılı doğal yaşam alanlarının ortamlarını yaratırken, diğer bir yandan da farklı din ve dildeki toplum kültürlerinin oluşmasına ilham kaynağı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyılarında yüzlerce yıldan beri, saraylar, camiler, kiliseler, imaretler, köşkler inşa edildi. Uysal sularında saltanat kayıkları gezdi, ticaret yapıldı, ulaşım sağlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler yazılan, şarkılar söylenen ırmaklar, belki binlerce yıldan beri dolunaylarda gümüş rengine, günbatımlarında kızıla büründü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün sönümü vakitlerinde kan kırmızıya boyanan ufukların içinden geçen sular, tan zamanlarında Ege’nin ılık suyuna karıştı, burada mavileşti. Balkan dağlarının kaya diplerindeki yüzlerce koyaklardan fışkıran pınarların tatlı suyu, Ege’de tuzlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meriç, Tunca Arda hep akmaya devam etti. Bu sularda zaman durdu; onlar aktıkça tüm saatlerin ayarı bozuldu. Binlerce yıldan beri Meriç Edirne’de kırmızı, Ege’de mavi aktı. Tunca’yı, Arda’yı, Ergene’yi kucağında taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar, uzak dağların derin vadilerinde kayalara çarpa çarpa köpürdüler, düzlüklerde derin oyuklar açarak aktılar. Tunca ırmağı Edirne’ye ulaştığında günahkar oldu. Her yıl Mayıs ayında yapılan Kakava kutlamaları geleneğinde olduğu gibi genç kızlar onun akar suyunda yıkanıp arındılar. Ruhları ve bedenleri terk eden günahları alıp götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arda, Tunca, Meriç ırmakları bazen oyuklarda fışkıran sular, bazen oyukların karanlıklarda kayboldu. Ama binlerce yıldan beri akmaya devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köprüler,bu ırmakların iki yakasını buluşturan birer taş gerdanlıklara benziyor. O taş köprüler suyun binlerce yıllık yolculuğuna yol arkadaşılığı ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların buluştuğu kent olan Edirne, aynı zamanda köprüler diyarıdır. Taş gerdanlıklarla süslenmiş Edirne’de Tunca ve Meriç toplam dokuz tarihi köprünün ile biri beton biri demir köprü onbir köprü altından akar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edirne’nin ünlü tarihi köprüleri Meriç Köprüsü, Gazimihal Köprüsü,Karayolları Köprüsü Saraçhane Köprüsü, Ekmekçizade Ahmet Paşa Köprüsü, Fatih Köprüsü, Bayezıd Köprüsü, Yalnızgöz Köprüsü, Saray Köprüsü, Yıldırım Köprüsü ve Ergene ırmağını taçlandıran Uzunköprü’dür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERİÇ KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Edirne - Karaağaç yolu üzerinde Meriç ırmağı üstündedir. Sultan Abdülmecit zamanında, 1842 yılında yapımına başlanan köprü, 1847 yılında bitirilmiştir. Mecidiye köprüsü adıyla da bilinir. Uzunluğu 263 metre genişliği yedi metredir. Onüç ayak üzerinde oniki sivri kemerli bir taş köprü olan Meriç köprüsü ortasında mermerden bir yazıtlı köşkü vardır. İlkbahar ve sonbahar aylarında belki dünyanın en güzel günbatımı buradan izlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GAZİ MİHAL KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Bulgaristan ana yolu üstünde Tunca ırmağı üzerindedir. Bizans döneminde Mikhael Palaiologos tarafından yaptırılan köprü, Osmanlı döneminde 1402 yılında Gazi Mihal Bey tarafından, yeni baştan yapılırcasına onarılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARAYOLLARI KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Karayolları tarafından Edirne ile Kapıkule yönünde geçişleri rahatlatmak amacıyla 1980 yılında yapılmıştır. Tarihi Gazi Mihal köprünün paralelinde tek yönlü araç trafiğine açık olarak kullanılmatadır.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;SARAÇHANE KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Sarayiçi yakınında Tunca ırmağı üstündedir.&lt;br /&gt;Sultan İkinci Murat döneminde Şahbettin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Adını doğusundaki Saraçhane semtinden almaktadır. On bir ayaklı on iki ayaklı taş köprü 120 metre uzunluğundadır. Orta kemeri yıkılan köprü 1702 yılında Sultan İkinci Mustafa tarafından onartılarak elli metre daha uzatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKMEKÇİZADE AHMET PAŞA KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından Tunca ırmağı üstüne yapılmıştır. Meriç köprüsü ile birlikte Karaağaç semtine geçit verir. Halk arasında daha çok Tunca Köprüsü olarak anılır. Mimar Sedefkar Ağa tarafından yapımına 1608 yılında başlanan köprü 1615 bitirilmiştir.Onbir ayak üzerine on kemerli köprüdür. Köprünün bir bölümü ve ortasında yer alan yazıtlı köşkü yakın zamanlarda su taşkınlarıyla yıkılmış,bu bölümler betonarme olarak onarılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİH KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Sarayiçi’inde Demirkapı ile Adalet Kasrıaraında Tunca ırmağı üstündedir.Yapılış tarihi bilinmemektedir.Fatih Sultan Mehmet döneminde 1452 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır. Ortada büyük, yanlarda birer küçük üç gözü olan köprü otuz dört metre uzunluğundadır. Kırkpınar Yağlı Güreş Sahası’na, Adalet Kasrı’na ve Saray kalıntılarına geçişi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEYEZID KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Beyezıd Külliyesi yakınında Tunca ırmağı üstüne yapılmıştır.Sultan İkinci Beyazıd’ın yaptırdığı köprünün mimarı Hayrettin’dir. Yeni İmaret Mahallesi ile Sultan İkinci Beyezıd Külliyesine geçşi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YALNIZGÖZ KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Beyazıd köprüsünün devamı gibidir. Sultan İkinci Selim tarafından 1570 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Kenti İmaret Mahallesi ile Beyezıd Külliyesi’ne bağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SARAY KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Sarayiçi’nde yer alan Fatih köprüsünden sonar ikinci köprüdür. Edirne yönünden Sarayiçi’ne geçit verir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından ünlü Adalet kasrı ile beraber Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UZUNKÖPRÜ&lt;br /&gt;Bir Trakya ırmağı olan Ergene üstündedir. Özelliği nedeniyle adını ilçeye vermiştir. Sultan İkinci Murat tarafından Mimar Müslihiddin’e yaptırılan köprü 1392 metre uzunluğundadır; toplam 174 gözü vardır. Taş köprünün temelleri sivri ve yuvarlak olarak iki tiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILDIRIM KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Gazi Mihal köprüsünden sonar Yıldırım mahallesine geçişi sağlar. Onarım kitabesinde yapım tarihi 1535 olarak geçer. Karayolları tarafından 1987-1989 yılları arasında esaslı bir onarım görerek bugünkü haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEMİRYOLU KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;İstabul Edirne Avrupa demir yolu bağlantısını sağlayan demir köprüdür. Darülhadis Camii yakınında Tunca ırmağı üstüne kurulmuştur. Su yüzeyinden yüksekliği on metre, uzunluğu ise dört yüz metredir. Köprüden karşılıklı ilk geçişler 30 Ağustos 1977 tarhinde başlamıştır. Bu tarihten once demiryolu ulaşımı Karaağaç’taki Trakya Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılan Tarihi Edirne istasyonu güzegahından Yunanistan üstünden sağlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Köprünün açılış tarihini teyid et.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAYYİP YILMAZ NE DİYOR?&lt;br /&gt;“Tunca ve Meriç nehirleri üzerindeki köprüler, birer gerdanlık kolye gibi Edirne’ye ecdadımızca takılmışlardır. Onlarsız Edirne olmaz. O kadar anlamlı ve düşünülerek yerlerine konulmuşlardır ki şehirle ve mihver Selimiye ile bütünlük ve uyum sağlarlar. Ben Tunca Nehri’nin Sarayiçi’nden Bülbül Adası’nda Meriç Nehri’ne birleştiği yere kadar uzanan bölgeye Köprüler Vadisi adını verdim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEFERŞAH KÖPRÜSÜ&lt;br /&gt;Edirne’nin bunca ayakta kalan tarihi köprülerinin yanında kayıp bir köprüsü de bulunmaktadır. Sultan İbrahim tarafından 1640 yılında yaptırılan Seferşah köprüsünün günümüze yalnızca köşkü ulaşabilmiştir. Seferşah köprüsü köşkü Gazi Mihal ile Yıldırım köprüleri arasındaki alanda yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TC Edirne Valiliği, Edirne Mevcut Durum Raporu, Ocak 2003, sh 110&lt;br /&gt;Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Dergisi, Sayı 16 sh-36&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-3635805065211470098?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/3635805065211470098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=3635805065211470098' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/3635805065211470098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/3635805065211470098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/09/edirne-kprleri.html' title='EDİRNE KÖPRÜLERİ'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-1777506926721738765</id><published>2007-09-29T17:01:00.000+03:00</published><updated>2007-12-24T01:07:25.102+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FOTOGRAF HAKKINDA'/><title type='text'>PAYLAŞMA KÜLTÜRÜ</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafçı paylaşır. Fotoğrafçı paylaşımcıdır...&lt;br /&gt;Kıskanmaz, esirgemez, saklamaz...&lt;br /&gt;Fotoğraf işte bu paylaşım sürecinin sonucudur; bu paylaşımın aracı, paylaşma duygusunun ve erdeminin ifadesidir.&lt;br /&gt;Paylaşım fotoğrafçının bir yaşam kültürüdür.&lt;br /&gt;Güzellikleri paylaşırsınız; sadece güzellikleri değil, çirkinlikleri de paylaşırsınız...&lt;br /&gt;Kötülükleri, iyilikleri, düşünceleri, duyguları...&lt;br /&gt;Ya da yolunda gitmeyen bir şeyleri...&lt;br /&gt;Üzüntüyü, sevinci... Sonra sorumlulukları...&lt;br /&gt;Elbette hayatı tabi....&lt;br /&gt;Paylaşmakla hiçbir şey eksilmez, azalmaz, tükenmez...&lt;br /&gt;Hepimiz camera osbcura’nın iğne deliğinden sızan ışığı paylaşıyoruz; o incecik ışık hüzmesi&lt;br /&gt;hepimizi aydınlatmaya yetiyor...&lt;br /&gt;Paylaşım ruhunu taşımayan bir fotoğraftan&lt;br /&gt;geriye, vesikalık fotoğraf kalır.&lt;br /&gt;Sözüm, paylaşım ruhunu yaşatamayanlara,&lt;br /&gt;Eğer aramızda böyleleri, böyle bencil olanları varsa, olmadığını umuyorum yanlış yer, yanlış enlem ve boylamdalar...&lt;br /&gt;Bu adres onlara kapalıdır... Onlar, buraya ait değiller...&lt;br /&gt;Bir şey var ki sadece o paylaşılmaz; kıskançlık...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-1777506926721738765?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/1777506926721738765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=1777506926721738765' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/1777506926721738765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/1777506926721738765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/09/paylama-kltr.html' title='PAYLAŞMA KÜLTÜRÜ'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-5899524368459595397</id><published>2005-02-25T14:46:00.000+02:00</published><updated>2007-09-29T22:01:12.659+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DÜN BUGÜN YARIN'/><title type='text'>Tabutlara Dublör Aranıyor</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size:20;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size:18;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;BANA&lt;/b&gt; dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!..&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Gözünüz aydın olmasın ama, yılanın eceli geldi, bin yıllık &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;ömrü tükendi.&lt;/b&gt; &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Eyvah!.. Artık herkese dokunmaya başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Türkiye’nin şu haline bakın; acz içindeyiz, zavallıyız, acınacak durumdayız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu ülkenin kırında açan bir beyaz papatyası, denizinde yüzen bir çıtır istavriti, gökyüzündeki uçan bir minik serçesi için kayıtsız şartsız ölürüm.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bu ülkenin uğruna ölüm bir düğün olurdu…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Oysa şimdi ölmek; içimden hiç gelmiyor…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;xxx&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;BU ÜLKEYİ&lt;/b&gt; &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;el birliğiyle bunca zaman soyup talan etmedik mi? Rantını yemedik mi? Faizciğin üstüne yatmadık mı? &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Paramızı buruşturup, döviz bürolarına koşmadık mı? Tembellik, miskinlik&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;yapmadık mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bir kuruş fazla gelir elde etmek için, para destelerini gazete kağıtlarına sarıp banka banka kim dolaştı? &lt;/b&gt;Pazarlığa kim tutuştu?&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Çalışmadan kazanmadık mı?&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Tapuda, gümrükte, karakolda, hastanede, okulda, belediyede rüşvet yemedik mi? Rüşvet vermedik mi? Avantayı, avantacıyı kollamadık mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu ülkenin sahillerini, hazine arazilerini, dağlarını,ovasını &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;yağmalamadık mı?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt; Tarih ve kültür miraslarını yok etmedik mi? Ormanlarını yakmadık mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Kuyrukta sıra beklemeyi uyanıklık saymadık mı? Kırmızı ışıklarda geçmedik mi? &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Vergi kaçırmadık mı? &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu ülkenin elektriğini, suyunu çalmadık mı? Bankalarını &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;hortumlatmadık mı? &lt;b&gt;Hortumcuyu, talancıyı, soyguncuyu baş&lt;/b&gt; &lt;b&gt;tacı etmedik mi? &lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Haksız yere kollanmadık mı? Kollamadık mı? &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Kollanmayı üstünlük saymadık mı? Her işimizde bir torpil aramadık mı? Torpili güç saymadık mı? Ahlaksızlığı erdem saymadık mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bütün bunlar okurken, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;demedik mi? Türkiye yok olurken, Türkiye biterken, Türkiye tükenirken kör, sağır, dilsiz kesilmedik mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Soygun ve talanda sıranın gelmesini beklemeye koyulmadık mı? Bir kıyısından da&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;bu ülkeyi kemirmek için fırsat kollamadık mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;xxx&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;TÜRKİYE&lt;/b&gt; Büyük Millet Meclisi, daha geçen hafta sonu , hükümet tezkeresini reddetmedi mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu oylamanın üstünden onlarca yıl mı geçti? Unutuldu da, yok varsayılmaya başlandı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Tezkere oylama sonuçlarının açıklandıktan, daha birkaç dakika sonra yeni bir ikinci teskere tartışılmaya başlandı.&lt;b&gt; Halkın iradesini eriten süreç&lt;/b&gt; &lt;b&gt;başlatıldı.&lt;/b&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu yüzsüzlüğün adı nedir? Bu ihanetin adı var mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu ülkeye ihanet ettikleri gerekçesiyle başbakanlar, bakanlar, fidan gibi gençler idam sehpalarına götürülmedi mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Türkiye’yi yedik, bitirdik, tükettik aslında biz yoktuk &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;ki, nasıl varmış gibi davranalım…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;Yılan dokunmadıkça var olduk…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;xxx&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;İSKENDERUN&lt;/b&gt; Limanı hafta içinde daha da hareketlendi. ABD Savaş gemilerinin limandan ayrılmaları beklenirken yenileri demir atmaya başladı.&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Limandan küçük askeri konvoylar çıkış yapar gibi göründü, sonra vazgeçildi. Araçların kontakları sık sık çevrildi, motorlar çalıştırıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Küçük araç konvoyları birkaç kez nizamiye kapısı yöneldi. Liman sonra yeniden hareketsizliğe büründü. Merakla beklenmeye geçildi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;İncirlik’te uçaklar kalkıp inmeye başladı. Herkes F16’ların nereye yöneldiğini herkes birbirine sordu. ABD Savaş uçaklarının gürültüsüne alışıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Karayolunda seyderen, aralarında ABD Büyük Elçiliği’nde iki ataşenin de bulunduğu bir grup askeri personel izinsiz seyrettikleri için geri döndürüldü. Büyük bir pişkinlikle ‘&lt;b&gt;izin alıp tekrar geleceğiz&lt;/b&gt;” denildi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;xxx&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;ONURUN&lt;/b&gt; bedelini ödemeye sıra gelince gevşedik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Kuzey Irak’ta iki CIA ajanının yaptığı provokasyona &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;yutulduk.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Radikal Gazetesi,‘&lt;b&gt;ABD’nin bir bildiği mi var&lt;/b&gt;?’ başlığını manşete çıkarmış. Bu başlık ‘&lt;b&gt;Bilmediğimiz çok şey mi var&lt;/b&gt;?’ diye de verilebilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Aslında herkes her şeyi çok iyi biliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Eğer, kuzeyde cephe açılmazsa savaşın maliyeti 400 milyar dolar daha &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;artacak. Paradan da önemlisi, savaş kurmaylarının hesapladığı&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;yüzde 11 insan kaybı, yüzde 34’e yükseliyor&lt;/b&gt;.&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bando ile giden ABD gençlerinin, tabutla dönmesi, &lt;b&gt;Bush&lt;/b&gt;’a Vietnam&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;kabusunu yaşatıyor. Filmin bu son karesindeki, kabus sahnesi &lt;b&gt;Bush&lt;/b&gt;’u sindiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Türkiye’de şimdi bu tabutları dolduracak dublörler arıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;Bu ülkenin tek bir beyaz kır papatyası için kayıtsız şartsız ölürüm. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Bu savaş için asla, ama asla…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:14;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-5899524368459595397?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/5899524368459595397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=5899524368459595397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/5899524368459595397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/5899524368459595397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/08/tabutlara-dublr-aranyor.html' title='Tabutlara Dublör Aranıyor'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9105177586806014984.post-7636455670137300902</id><published>2005-02-24T13:47:00.000+02:00</published><updated>2007-08-27T14:53:01.298+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bgunalan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hakkında'/><title type='text'>Behiç Günalan Hakkında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s1600-h/profilfoto.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5103339024810697218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;font-size:85%;"  &gt; İstanbul’da 1952 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1973 yılında gazeteciliğe başladı. İstanbul, Erzurum, Bursa ve son olarak Edirne’de görev yaptı. Doğan Haber Ajansı Büro Şefliği görevini sürdürürken, emekli oldu. Halen serbest gazetecilik yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafa ilgisi gazetecilik mesleğiyle birlikte başladı; ilerleyen yıllarda haber fotoğrafçılığından, sanatsal fotoğrafa yöneldi. 1988 yılından beri Edirne’de yaşıyor. Edirne’nin tarih, kültür ve doğa zenginliği, içindeki fotoğrafçıyı en fazla kışkırtan etken oldu. ‘ Fotoğraflar Yaşlanmaz’ adını verdiği ilk kişisel fotoğraf sergisini 1995 yılında Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi salonunda açtı. Bu sergiyi toplam 8 kişisel sergi izledi; biri Bulgaristan’da olmak üzere çok sayıda karma sergiye katıldı. Dia ağırlıklı çalışıyor. Yapıtlarını yüzlerce gösteride fotoğraf severlerle paylaştı; fotoğrafları çeşitli yayınlarda yer aldı. Fotoğraf yarışmalarında birincilik dahil, çok sayıda ödül ve sergileme kazandı, Fotoğraflarının büyük bir bölümü, Kültür Bakanlığı yayınlarının da aralarında bulunduğu nitelikli ve saygın fotoğraf kataloglarında yayınlandı. Çalışmalarını internet ortamında da sergiledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sivil toplumcudur. Çok sayıdaki sivil toplum derneklerine üyeliklerinin yanı sıra, Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği ve Trakya Gazeteciler Derneği’nin uzun dönem başkanlıklarını yaptı. Halen her iki derneğin onursal başkanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trakya Üniversitesi, Halkla İlişkiler, Serigrafi ve Grafik bölümlerinde fotoğraf dersleri veriyor. Ayrıca Radyo Televizyon bölümünde de uygulamalı meslek derslerine giriyor. Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği’nde başladığı fotoğraf eğitmenliğini, Trakya Gazeteciler Derneği’nde de sürdürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘ Sonsuz Gurur’ adında bir şiir kitabı var. Son olarak Enver Şengül ile birlikte ‘Ufukların Tacı Selimiye’ adlı biralbüm kitap yayınladı. Behiç Günalan, sürekli&lt;br /&gt;sarı basın kartı sahibidir, evli ve iki çocuk babasıdır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9105177586806014984-7636455670137300902?l=behicgunalan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://behicgunalan.blogspot.com/feeds/7636455670137300902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9105177586806014984&amp;postID=7636455670137300902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/7636455670137300902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9105177586806014984/posts/default/7636455670137300902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://behicgunalan.blogspot.com/2007/08/behi-gnalan-hakknda.html' title='Behiç Günalan Hakkında'/><author><name>Behiç Günalan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17126410004626335198</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='32' src='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s320/profilfoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_7wzcqZj2tUo/RtKzze464gI/AAAAAAAAAAM/rvfqQvv_MnQ/s72-c/profilfoto.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
